Bidat ve Hurafeler 15 Eylül 2024, 20:53
BİDAT VE HURAFELER
Gerek kırsal kesim gerekse merkez ilçede, tarihin derinliklerine dayanan birçok hurafe ve bidat halen geçerliliğini korumaktadır. Ancak bunlardan bazıları topluma faydalı olan gelenekler olduğundan zaafa uğramamışlardır. Buların ayrı bir kategoride incelenmesi gerekir. Ancak kısa ve öz olarak aktarmaya çalışalım. Kirvelik: Yezidiliğe ait, Yezidilerde farz telakki edilen, ilçemizde de halen devam eden bir bidattır. Her Yezidi mensubunun bir kirvesi bulunur. Karşılıklı kirve olanlar 7 göbeğe kadar kardeş sayıldıklarından birbirleri ile evlenmezler. Ahiret Kardeşliği: İlçede birçok erkek herhangi bir kadınla veya bir kadın herhangi bir erkekle ahiret kardeşi olduğunu ilan etmektedir. Böylece onunla tek başına kalması, oturması, gezmesinde bir sakınca görmemektedir. Onunla evlenemeyeceğine inanmaktadır. Bu inancın temeli de Yezidiliğe dayanmaktadır. Zira istisnasız her Yezidi dini mensubunun erkek ise bir ahiret bacısı, kadın ise bir erkek ahiret kardeşi tutması farz telakki edilir. Yezidi öldüğü zaman eğer mümkünse ilk olarak başucuna gerçek kardeşi değil, ahiret kardeşi çağrılır. Kara Çarşamba: Bu inanç bölgede çok yaygındır. Her haftanın çarşambası elbise yıkamak, yola çıkmak hoş karşılanmaz. Haftanın uğursuz günü kabul edilir. Bu gelenek de Yezidilikten kalmadır. Zira Yezidiler her yıl nisan ayının son çarşambasını ‘Kara Çarşamba’ ilan ederler. O günü bayram ve şölen havasında kutlarlar. Ancak bölgede yaşayan Ortaçağdaki bazı İslam âlimleri de bu nisan ayının son çarşambasına bir kutsiyet kazandırmak amacı ile eserlerine bazı olayların günü olarak kaydetmişlerdir. Nuh Tufanı, Ad, Semud, kavminin helaki Âdem’in Cennetten atılması gibi. Tayri cini (Cin asıllı kuş): Aslının cin taifesinden olduğuna inanılan kartal tipinde bir kuşun bazı çocuklara doğumdan sonra ilk kırk günde musallat olduğuna, fırsat bulduğu takdirde çocuğu öldürdüğüne inanılmaktadır. Bu nedenle birçok efsane ve hikâye anlatılmaktadır. Bazı aileler bu yüzden, şayet çocukları doğumdan sonra ilk kırk günde vefat ediyorsa ve bu bir kaç defa tekrarlanıyorsa ilk kırkında beklemeye başlarlar. Kırkı dolmayana kadar da bu bekleme nöbetini terk etmiyorlar. Bazı aşiret aileleri ise bu, kartalı yakaladığına inanılan ailenin evinden bir bez parçasını getirerek çocuğun beşiğine bağlamak sureti ile bu kartaldan emin olacaklarına inanırlar. Pirhabok Cinler: Pirhabok adı verilen ve kadın cin olarak tabir edilen bir başka inanç vardır ki; bu inançla ilgili de birçok hikâye ve olay duymak mümkündür. Pirhaboklar genellikle kuyu diplerinde, nehir sularında, ıssız sulu derelerde yaşarmış. Bunlar genellikle muhatap olarak kadınları alır ve onları korkutarak delirmelerine veya ölümlerine sebep olurlarmış. Hatta genellikle doğuran kadınları hedef alırlarmış. Bu nedenle bir kadın çocuk doğurduktan sonra kırk gün süre ile yalnız bırakılmamalıdır. Kuyu başına, su kenarına gece yalnız gönderilmemelidir. Zira bunu fırsat bilen Pirhaboklar onlara musallat olur ve deli olmalarına sebep olurlar diye inanılmaktadır. Bazı yaşlılar bu Pirhabok cinleri gördüklerini söyler ve şöyle tarif ederler; çıplak vücutlu, karmakarışık ve uzun saçlı, büyük göğüslü, büyük gözlüler. Hatta bir kadının saçları örtüsünün altından görünürse veya örtüsünün sağından solundan dışarı sarkmış vaziyette ise “Bak hele tıpkı Pirhaboka benziyor “ derler. Çele: Kadınların doğumdan sonraki ilk kırk gününe verilen addır. Kadınların bu kırk gün içinde yabancı ve doğurmuş kadınlarla konuşması veya onları ziyaret etmesi tehlikeli kabul edilmektedir. Zira ilk kırk günde çelle çakışması olurmuş. Böylece kadın hastalığa veya deliliğe yakalanırmış. Çocukların Değiştirilmesi: Doğan çocuğun kırkı çıkmadan önce içeride tek başına bırakılması çok tehlikeli kabul edilir. İnanca göre çocuklar bu şekilde tek başına bırakıldıkları zaman cinler tarafından değiştirilirmiş. Kırkıncı Gün İnancı: Öldükten sonra kırkıncı gününde ceset ve kemikleri birbirinden ayrılır. Bu şekilde ceset parçalanmış olur. Bu nedenle kırkıncı gününde mezar ziyaret edilerek çeşitli yemekler yapılarak dağıtılır. Uğursuzluk: Uğursuzluk inancı mevcuttur. Bu nedenle birçok eşya, hayvan ve bazı insanlar hatta bazı aşiretler bile uğursuz sayılır. Filan aşiretten birini rüyada görsen işin ters gider. Veya filan şeye veya şu hayvana rastlayanın işi kötü gider inancı günümüzde de devam etmektedir Takarak: Ölümden yirmi veya yirmi beş gün sonra takarak isminde bir yemek yapılarak dağıtılır. Genellikle bu helva veya yağlı ekmek olarak dağıtılmaktadır. Bununla ölünün gözünün arkada kalmayacağı ve artık dünya ile irtibatının tamamen kesileceğine inanılır.
TAZİYE: İlçemizde kırsal kesimde aşiretçilik geleneği hâkimdir. İlçe merkezinde ise kültürel düşünce kırsal kesime nazaran çok farklılık arz eder. Kırsal kesimde ölünün vefatından itibaren 40 gün süre ile taziyesi devam eder. Genelde taziyeye birer hediye ile gidilir. Bu; yağ, şeker, pirinç, bulgur gibi yiyecek maddelerinden oluştuğu gibi, para olarak da verilir. 50 yıl öncesi taziyelerin ana hediyesini koyun, keçi dana ve deve teşkil ederdi. Son 5–6 yıldır yavaş yavaş bu gelenek zayıflamaktadır. Kimi taziye sahipleri mezarın başında çağırarak ‘Taziyemiz 10 gündür veya 1 haftadır’ diyerek süreyi kısıtlamaktadır. Aslında kanaatimize göre kırsal kesimdeki bu gelenek değerlendirme açısından çok iyidir. Zira ölü yerlerinde çeşitli din görevlileri oturmakta ve adeta 30–40 gün süre ile bir kurs niteliğinde dini nasihatler yapılmaktadır. Hatta müftülük bu gibi taziye yerlerine özel din görevlisi görevlendirerek uzun süreli bir eğitim kursuna çevirebilir. Zira taziyelerde nasihat ve dini konuşma çok etkin olmaktadır. İlçe merkezindeki taziyeler üç gün ile sınırlı olup hediye de bulunmamaktadır.
