Ketikan, Aşiret Tarihçesi 15 Eylül 2024, 21:52
KETİKANLAR
Bu kabilenin asıl adı Ketik’dir. İlçemizde yaşayan en yaygın ve en büyük aşirettir. Yöresel dilde “k” harfi üç şekilde telaffuz edilmektedir. Birinde normal Türkçedeki kara kelimesinde kullanıldığı şekildeki “k”dır. İkincisi ise kervan kelimesinde kullanılan “k” şeklidir. Üçüncü kullanım biçimi ise ağızdan çıkış şekli ile her iki kelimede geçen telaffuzdan ayrı bir telaffuz şeklidir. Bu harfin boğazdan çıkış şekli, dilin orta yerinin damağın orta yerine yapıştırılarak çıkarılan sestir. Bu harfin ses tonu birçok isim ve kelimenin anlamında köklü değişiklik yapmaktadır. Bu nedenle kelime veya isim incelemesinde yöresel lehçeye vakıf olmayanların en büyük hatası bu telaffuz şeklinden kaynaklanmaktadır
Ketik’teki “k” harfi işte izahına çalıştığım, dil dimağa yapıştırılarak çıkarılan telaffuzla okunmalıdır. Neden? Çünkü keti olarak okuyanlar isim benzerliğinden yola çıkarak bu aşiretin kökenini başka başka yerlere götürmektedirler. Ketikenler, İran sınırları içinde bulunan kotuk-ketik bölgesinden oldukları için kotuki, ketiki yani kotuklı veya ketikli olarak anılırlar. Farslılar bu şehre Kotur, aşiretler Ketik veya Kotık derler. Çaldıran Savaşı sırasında Yavuz Selim’e yardımcı olmaları ve sünni olmaları sebebi ile Yavuz’un emri ile bu şehrin yaylaklarından alınarak, Bab ve Hızı’ni köyleri (günümüzde Suriye sınırları içinde kalmış iki köy merkezi ve bağlı mezralar) ile Birecik sınırları içinde 10 köye yerleştirildiler.[1] Bazı Ketiken tarihçileri kendilerinin Arap asıllı Kindi aşiretinden geldiklerini[2] ve soylarının Peygamberimizin sahabelerinden Muhtat Bin Esved R.A’ya ulaştıklarını iddia ederler. Bu iddiada bulunanların başında bir dönem Ketikenlerin reisliğini yapan, Kurtuluş Savaşından sonra Suriye’de topraklarında kalan Besravi Ağa gelmektedir. Besravi’ye göre Ketikenler; Yemen asıllı Kinde aşiretinin bir kabilesidirler. Zamanla Kürt Dağına gelip yerleşmişler ve buradaki Kürt aşiretlerle kız alıp vererek akrabalık tesis etmiş ve Kürtleşmişlerdir. Fakat bu iddianın gerçek olması mümkün değildir. Zira Ketikan aşiretinin Arap aşiretleri ile ne sosyolojik ne de eski isimler açısından hiçbir benzerliği bulunmamaktadır. Tam bunun aksine Osmanlı arşivlerinde bunların Kotur’dan getirildikleri ve yukarıda sözü edilen köylere yerleştirildikleri belgelidir. Yine bu aşiret içinde çocuklara, eşyaya verilen isimlerin Şengal kökenli olmaları bunun aksini ispat etmektedir. Şu bilinen bir gerçektir ki, doğan yeni çocuklara aşiretlerde sürekli ya dini yâda örfi isimler verilir. Dini isimler belli ve meşhur olduğuna göre, örfi isimler bir aşiretin kökeni hakkında çok açık bazı ipuçları ele verir. Bu açıdan örfi isimler çok önem arz eder. Bir aşiret ailesi reisi, örfen sürekli bir önceki atalarının içinde sevilen veya kahramanlığı ile meşhur olan kişilerin ismini yeni doğan çocuklarına verir. Ketikenler içinde yaptığım araştırmalarda bu tür isimlerden bolca buldum. Bunlardan bazıları şöyle; Balo, Fedo, Kedo, Miğo, Pıso, Gevre, Besse, Berfo, Kinno, Hedey, Hanse, Şeno, Kunno, Reşey, Bazo, Kevey, Ketto, Baliy, Nao, Hıno, Şero, Şırey, Şir, Domo, Dondey, Inno, Lote, Mesto, Temo...
Bu isimlerin çoğu günümüzde kullanılmamaktadır. Fakat bir nesil önceki halkta yoğunlukla kullanılmıştır. Hatta birkaç nesildir kullanılan isimler vardır. Dolayısıyla bu kabilenin Şengal kökenli olduğunun ipuçlarını vermektedir. Ketikenler kendi aralarında iki bölüme ayrılmaktadır: 1- Karişiler, 2- Melkişiler. Karişiler kendi aralarında 10, Melkişiler de 8 malbata ayrılırlar. Ketikenlerin Suriye’de kalan bölümü Türkiye’dekilerin 2 misli kadardır.
Hemen her Türkiye Ketiken ailesinin Suriye’de bir bölümü bulunmaktadır. Kabile reisliğini uzun süre Dabanlı ailesinden Ali Dabani, daha sonraları Mıhoye Dabani yapmıştır. Ancak Hamo ve Kerho bu ailenin riyasetine son vererek reisliği ele geçirmişlerdir. Hamo’dan sonra küçük kardeşi Atto reisliğe devam etmiş, daha sonra oğul ve torunları Katto Şevket ve 1901’den itibaren Besravi yapmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Ketikiler ikiye bölünmüş, Karrişiler ve Melkişilerin bir bölümü Osmanlıyı Ramo Şeyhberi’nin başkanlığında desteklemiş, bir bölümü de Besravi’nin başkanlığında Fransızlara destek çıkmıştır. Savaştan sonra hudutların belirlenmesi ile beraber aşiret, aileleri tamamen bağımsız kalmıştır. Günümüzde hala her aile bağımsız davranmakta ve sadece bölgesel davalarda bir araya gelebilmektedir. Birecik ilçesi sınırları içindeki nüfusları 6000’in üzerindedir. Merkezi büyük köyleri Mağaralı’dır (Girlevik). Suriye bölümü 100 köy ve bir ilçe merkezidir. Ketikenlerin ağırlıklı bölümü Suriye’deki Carablus ile Aynularap olarak bilinen Kobani arasında yaşamaktadır. Bu aşiretin en meşhur tarihi şahsiyetlerinden biri Kara Berkel‘i Kal’dır.
Zamanında aşiret şeyhi ve aynı zamanda sofi bir insan olarak bölgede sevilmiş bir kimsedir. Muhtemelen 15. yüzyılın sonlarına kadar yaşadığı tahmin edilmektedir. Yine bu aşiretten Ramo’yi Şeyhberi, Birinci Dünya Savaşı’nda Birecik ve çevresinde Fransızlarla mücadele yapan şahsiyetlerden biridir. Fakat birçok komploya maruz kalmış, bir dönem Osmanlı askeri ile yüz yüze getirilmiştir. Daha sonra işin komplo olduğu anlaşılmış ve Ramo, Fransızlarla 21 gün boyunca, kurduğu çete ile savaşmıştır. Yine bu aşiretten Hamo’i Musuki Kerho’yi Musiki 1600’lü yıllarındaki kahramanlarından sayılmaktadır. Bunların çevre şairlerine göre 4. Muradın emri ile idam edildiği söylenmektedir.
İlçede Oturdukları Köyler: Aşağı Fatmacık, Orta Fatmacık, Yukarı Fatmacık Yeşilyurt mezrası, Akarçay, Duyduk, Arslanlı, Bentbahçe, Bozdere, Çoğan, Çiçekalan, Göktepe, Güvenir, Kömağıl, Mağaralı, Ziyaret, Aşağı Karkutlu, Kurucahöyük, Yukarı Karkutlu, Kuyucak, İncirlidere, Aşağı almaşar, Yukarı Almaşar, Konak, Sakaltutan, Yaylacık, Namazlı, Düzlüce, Tüten, Karababa, Sekili, Kesmecik, Eşmeler, Bilekli, Yukarı Kuyucak, Mezra (Kısmen) Gökeşme, Gazi Mezrası, Aratdağı mezrası, Üstündağ mezrası, Divriği, Tılmecnun, Yeniyapan Mezrası.
[1] 19 Mayıs Üniversitesi Tarih bölümü arşivleri, Savaş Zülfikar Mehmet Ağaçhan, Samsun 1996
[2] Aşair al Şam, Ahmet Safi Zekeriya Darul Fikri Muassir. Dumuşk Suriye Maktabatul asad 1997
