Remo'i Şeyhberri 15 Eylül 2024, 21:06
Remo’i Şeyhberi
1880 Yılında Kılhayd (Suriye’de) köyünde dünyaya geldi. Asıl ismi Ramazan’dır. Halk arasında Remo’i Şeyhberri veya Rami Şeyhberri olarak tanındı. Gençlik yıllarında tarikata merak sararak sofiliği seçti. Uzun süre sofilikle ve tarikatla hasbihal oldu. Birinci Cihan Savaşında Fransızlar bölgeyi işgal edince Osmanlı Devletini destekleyerek çete kurup mücadeleye başladı. Ancak mensup olduğu Ketikan aşiretinin bir kısmı Fransızları destekleyince aşiret ikiye bölündü.
Remo bulunduğu Kılhayd köyünden, muhtemelen Fransız baskısı neticesinde göç ederek Birecik ilçesi Huluk köyüne (Düzlüce ) yerleşti. Fakat Birecik’te bulunan Osmanlı askeri tarafından bazı şikâyetler ve karalamalar, belki de baskılar sonucu isyancı kabul edilerek takibe alındı. 1918’de İlçe Redif Taburu, yerel bazı beylerin baskısıyla kendisini etkisizleştirmek üzere Düzlüce köyüne baskın verdi. Ancak ilçeden Bekboran (Temel ailesinden) olarak bilinen bir yerli jandarma tarafından uyarıldığı için yakalanmadı. Köye giden askerler tarafından tüm mal varlığı yağmanıp, oturduğu çadır ateşe verilerek yakıldı. 1919 baharında yeniden askeri baskıya uğradı. Bu sefer Askerle beraber top silahı da bulunuyordu. Asker Huluk (Düzlüce) köyü güneyinde bulunan Beyaz eşek isimli tepede top silahını kurarak köyü top ateşine tuttu. Ancak Remo’nun köyde olmayıp çetesi ile beraber Karkutlu yakınlarında bulunan İcilo mağarasında olduğu tespit edilerek, mağara top ateşi ile bombardımana tabi tutuldu.
Remo uzun namlulu silahı ile topu ateşleyen nişancı çavuşu vurunca, askerler yerini tespit edip çeteyi Yaylacık yakınlarındaki Körkuyu denilen mevkiye kadar takip etti. Körkuyu yakınlarında çıkan çatışmada taburun başında bulunan Mülazimi Sani ( Yüzbaşı) öldürüldü. Asker komutanı kaybedince savaşmadan ilçeye geri döndü. Daha sonra ilçedeki tabur ilçeden çekilerek askeri kışlayı boşalttı. Birecik daha sonra Fransızlar tarafından işgal edildi. Fransızlar, bilhassa Yüzbaşı Woley tarafından görevlendirilen bazı kişiler Remo ile görüşerek Fransızları desteklemesi hususunda kendisini ikna etmeye çalıştı iseler de, Remo bu teklifi ret etti. 1920 yılında ilçede Fransızlara karşı cihad mücadelesi başladı. Remo önce kurduğu çete ile ilçe merkezinde Fransızlara karşı mücadeleye destek verdi. Şimdiki Kurtuluş mahallesinde bulunan ve ismine Yeşildağ denen o zamanlar ormanlık olan yerde, çetesini konuşlandırarak Fransız askerlerini her gece mermi yağmuruna tuttu. Gerilla taktiği uygulayarak Fransızlara çeşitli kayıplar verdirdi.
Beraberinde bu mücadeleye katılan çete üyeleri var gücü ile mücadele yaptılar. Bu arada ilçenin köylerinde bulunan ve Fransızlara açık destek çıkan Ermeni mallarına Remo tarafından el konuldu. İlçede bulunan bazı Ermeni ailelerinin Fransız askerine gece yemek ve yiyecek götürdükleri söylenince Remo yeğenlerinden Şeyho komutasında akrabalarından da birkaç kişiyi bunları takip etmeye görevlendirdi. Bu Ermeni çetesi gece kayık ile Antep üzüm pekmezi ve helva götürülürken yakalandılar. Yakalanan Ermeni gençleri Yeşildağ tepesinde zincirlenerek hapsedildiler. Ertesi sabah bizzat Remo tarafından ifadeleri alındı. Gençler arasında Ermeni olmayan yerli bir aileye mensup Müslüman bir gencin de bulunduğu ortaya çıktı. Remo, “Bunlar Ermenidir. Dindaşlarına yardım ediyorlar. Sen Müslümansın. Neden bu kâfirlere yardımcı oluyorsun?” diye sert çıkıp “Bu adamı kurşuna dizin!” dedi. Fakat yerli genç, “Ben onların içinde bulunan Endenozi (Endonezya asıllı paralı askerler) olup Müslüman olanlara mal satıyordum.” dedi. Fakat bu da mazaret kabul edilmedi.
Ancak Bekboran Bey (Temel ailesi) o sırada çeteye ulaştı. Remo ile görüştü. Bu sırada “Bu gençlerin öldürülmesi zararımıza olur.” deyip Ramo’yu ikna etti. Gençler serbest bırakıldı. 1920 yılının Temmuz ayında kısmende olsa Fransızlar ilçeyi terk etmek mecburiyetinde kaldılar. Remo çetesi ile onları uzaktan takip edip, Suriye Carablus şehrine kadar gitti. Bu çete savaşında Bekboran’ın Remo ve çetesine mermi, silah sağladığı bilinmektedir. Remo 1923’te yeni Cumhuriyet idaresi tarafından köylerden, kırsal kesimden Suruç, Birecik, Halfeti dâhil olmak üzere sorumlu asayiş komutanı olarak tayin edildi (Çöl Paşası). Remo uzun süre beraberinde jandarma ile Kuvveyi Milliye askeri için buğday, erzak ve yardım topladı. Bölgede bulunan birçok zengin ailelerin kısmen mallarına Kuvayi Milliye adına el koydu. Topladığı mal ve yardımı ilçe merkezinde Kaymakamlığa teslim ediyordu. Fakat bir süre sonra Antep’e gönderilmek üzere hazırladığı buğday ve erzak kervanı Arat dağı civarında soyuldu. Kıtlık dönemi olduğu için halk biraz da mecburiyetten saldırmış ve baş bezirgân Ügeyli’yi öldürülmüştü. Bölgenin kırsalından sorumlu olan Remo, Merkez ilçe kaymakamı tarafından soyguncuların cezalandırılması hususunda uyarıldı. Remo kısa zamanda soyguncuları bularak cezalandırdı. Ancak soyguncuların Remo’nun akrabaları çıkması Remo’yu fazla kızdırmış, cezalandırmada aşırı gitmiş olacak ki, 1923 yılı Ekim ayında İncirlidere yakınlarında soygunda cezalandırılan akrabaları tarafından bir hile ile pusuda Arap eşkiyaları beklerken ve uykuda yeğeni Bekir ile beraber öldürüldü.
Aynı gece katiller köyü terk ederek Suriye bölgesine kaçtılar ve Fransızlara sığındılar. Remo’i Şeyhberi’nin naaşı “Güvenir” köyüne defnedildi. Kabri aynı köyde, köyün ortasındaki mezarlıktadır. 1. Cihan Savaşında Remo’nun kurduğu çede de görev yapıp isimlerini tespit ettiklerimiz şöyle: Ahmed Doro (Kurt ailesi Fatmacık ) Habeş Hüseyni (Yiğit ailesi Fatmacık ) Murad İllo (Karayılan ailesi Sakaltutan) Şeyho Temo (Çetin ailesi Mağaralı köyü ) Kadir Alo (Mağaralı Karadağ ailesi ) Abbas ayşmosat (Mağaralı Çelik ailesi) Şeyho Havvo (Güvenir Çakmak ailesi ) Mahmut Havvo (Güvenir Çakmak ailesi) Nahso Reş (Mağaralı Karayılan ailesi ) Hino ( Mağaralı Çetin ailesi ) İsa girret (Fatmacık Giriş Ailesi ) Şeyho Hemtopuz (Fatmacık Aslan ailesi Remo’nun yeğeni) Şeyho Abbas (Fatmacık Şahin Ailesi Remo’nun yeğeni ) Hino Hemtopuz (Fatmacık Aslan ailesi) Remo’nun yeğeni ) Savaşta hastalandı ve Kalede alaburçta öldü İbram Nino (Mağaralı Çetin ailesi ) Bekiro Hemtopuz (Fatmacık Aslan ailesi ) (Remo’nun yeğeni) Hamıko abas (Fatmacık Şahin ailesi ) (Remo’nun yeğeni) Kullor Hanife (Birecik yerlilelerinden) Bekboran (Birecik Temel ailesinden (Çete depocusu) Ahmed’i Doro 1850 yılında Kılhayd’da dünyaya geldi. Remo ile beraber Fransızlara ve bölge eşkıyasına karşı hep beraber oldu.Remo’nun amcazadesi idi.Remo’nun öldürülmesinden sonra Babahat köyüne yerleşti (Bilekli).
1926’dan sonra bölgede bulunan Güvenir, Düzlüce, Konak, Göktepe, Mağaralı, Fatmacık, Karkutlu, Tımecnun, Caboğlu köylerine muhtar olarak atandı. Dokuz Köyün Muhtarı olarak ünlendi. Ahmet çok şakacı gülmeyi seven biri idi. Şapka inkılâbından sonra muhtarlara gelen şapka giyme mecburiyetinde o da bir adet fötr şapka temin etmiş ve giymişti. Fakat tek kelime Türkçe bilmediğinden ilçe bürokrasisi tarafından çok sevilirdi. Karıştırdığı Kürtçe-Türkçe-Arapça bir dille konuşurdu. Ahmet derdi ki: “Bir gün Remo ile beraber bugün Suriye’de bulunan bir köye baskına gitmiştik. Zira köyün tamamı Fransız askeri ile beraber görev yapıyordu. Onların mal ve servetlerini gasp edecektik. Faka tüm çabamıza rağmen bir şey elde edemedik. Çar naçar geri dönerken bir tepenin hemen alt kısmındaki ovada 700 kadar Fransız askerinin silahlarını çatıp dinlendiklerini gördük. Remo boynundaki dürbün ile uzunca askeri incelendikten sonra bana dönerek ‘Emmioğlu bu asker ile beraber bizim Aşiret ağası Besravi’de var. Fakat hemen askerin yan kısmında birkaç kişi yerde yatıyor ve elleri bağlı. Muhtemelen bunlar bizim taraftarlardan olmalı. Sen de onlara bir dikkatlice bak. Ben dürbünü alarak uzunca inceledim. Tutuklular bizim akrabalarımızdı. Fakat 700 kişilik bir tabura ne yapabilirdik?’ Remo bana dönerek ‘Bunları kurtarmalıyız’ dedi. Ben ‘Aklını mı kaybettin, bu kadar askere ikimiz ne yapabiliriz?’ dedim, itiraz ettim. Fakat daha konuşurken Remo silahına mermiyi sürdü. Ve nişan tutarak tepeden ovaya askerin üzerine yürüdü. Ölüme gidiyordu. Hem de beraberinde ‘kımıldamayın, yakarım, öldürürüm!’ gibi naralar atıyordu. Bile bile ölüme giden amcaoğlunu yalnız bırakamazdım. Ben de aynı minval üzere silahıma mermi sürerek naralar atıp tepeden aşağıya doğru inmeye başladım. Fransız askerleri ne söylediğimizi anlamazlardı. Galiba silaha sarılmak istediler. Lakin Besravi Ağa onları men etti. İkimiz yüz metre kadar askere yaklaştık. Ağa ikimizi çok iyi tanıyordu. Onlara seslenerek ‘N’oldu? Remo, Ahmet ne istiyorsunuz?’ dedi. Remo ‘Şu bağladığın adamları bırakmanı istiyoruz.’ dedi. Ağa askere emrederek bağlı esirleri bıraktırdı. ‘Gidin bana görünmeyin.’ dedi. İkimiz arka arkaya iki yüz metre kadar uzaklaştık. Esirleri serbest bıraktık. Besravi’ye bir Mirliva elbisesi giydirilmiş ve bir de madalya takmışlardı.”
